SUNUŞ

Beslenme insanlığın en temel gereksinimlerinin başında gelmektedir. Dünya nüfusunun hızla artması, gelişen teknolojiye bağlı çevre kirliliği, ekonomik güçsüzlük ve eğitim yetersizliği beslenme sorunlarını derinleştirmekte ve güvenli gıda teminini zorlaştırmaktadır.

Besin öğelerinin yetersiz alımı, öğrenme yeteneğinde azalma, zihinsel gerilik, enfeksiyon hastalık riskinde artış, düşük çalışma kapasitesi, körlük ve prematüre ölümlere neden olarak büyüme, gelişme ve yaşam kalitesi açısından yarattığı kötü etkiler ile ulusların sosyal ve ekonomik potansiyelinde önemli kayıplar yaratmaktadır.

Bu gün dünyayı ilgilendiren başlıca sorun artan nüfusun besin gereksinimlerini karşılayamayacağı, genç kuşaklara yeterli ve dengeli beslenme olanaklarının sağlanamayacağı ve sağğın güvence altına alınamayacağı endişesidir. Beslenme ve sağlık söz konusu olduğunda hangi yaş grubunda olursa olsun çocuklar toplumun birinci derecede duyarlı (risk) grubunu oluşturmaktadırlar. Zira “çocuk” bir yandan bakıma ve korunmaya muhtaç bir birey, diğer yandan ülkelerin geleceğini oluşturacak güçlü bir potansiyeldir. Çocukların beslenmesi, sağlıklı olması ve eğitilmesi birbirini tamamlar şekilde sağlanabilirse çocuklar, ülkelerin güvenilir, mutlu ve güçlü yarınları olabilir.

Yeni doğan bir bebeğin bedensel ve zihinsel gelişimi, doğum öncesi dönemde annenin iyi beslenmesi ile başlar. İlk 36 ay gibi kısa bir dönem içinde çocuk kendi düşünme, konuşma, öğrenme, problem çözme  yeteneklerinin, yetişkinlikteki değerlerinin ve sosyal davranışlarının temellerini atar. Kazandığı bu yetenekleri okul hayatında ve genel olarak tüm yaşantısında kullanacak, bu yetenekler başarısını, verimliliğini belirleyecektir. Gebelik ve erken çocukluk döneminde yaşanan beslenme yetersizliği, çocuğun gelişimi açısından önemli risk faktörleridir.

Bireylerinin yaşam boyu sağğını korumak, kendi kendisine yetebilen, daha yetenekli, üretken bireyler yetiştirmek, sosyoekonomik eşitsizlikleri kabul edilebilir düzeylere indirmek, artan şiddet ve suçluluğu azaltmak, için toplum öncelikle, beynin hızlı gelişim döneminin önemini fark etmeli ve bu dönemde çocuklarının gelişimini desteklemelidir.

Süt, içerdiği kalsiyum, protein ve yağ asitleri sayesinde, kemik ve diş dokusunun gelişimine, kas ve sinir sisteminin kusursuz işlemesine, beynin gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlar. 0-3 yaş döneminde dengeli beslenen çocukların zeka seviyeleri büyük ölçüde olumlu etkilenir. Okuma azmi yüksek, okuduğunu anlayabilen, anladığını yorumlayabilen, yorumları ile kaliteli projeler ortaya koyabilen ve bu projeleri takım çalışması şeklinde uygulayabilen yüksek beyin gücüne sahip bireylerden oluşan bir toplumda, insanlar iyi yetişmiş, kendine güvenen ve başkalarına saygı ve sevgi duyan bir yapıda olacağından, bu toplumda YAŞAM KALİTESİ yüksek olacaktır.

Süt tüketilmesi belki insanlık tarihi kadar eskidir. Süt sanayindeki hızlı gelişmeye rağmen ülkemizde süt üretimi ve tüketimi gelişmiş ülkelerden oldukça geridedir. Gelişmiş ülkelerde kişi başına süt tüketimi ortalama 100 lt civarında iken ülkemizde ise kişi başına süt tüketimi 5-6 lt kadardır. Bu sonuçlar süt tüketimimizi arttırmamız  gerektiğini  göstermektedir. İnsan yaşamında bu kadar önemli yeri olan sütü, 1 yaşından büyük sağlıklı her bireyin her gün, günde en az bir bardak tüketmesi gerekmektedir. Özellikle büyüme ve gelişme çağında olan çocuklara da sütü tükettirmek ve sevdirmek gerekir.

“Sağlık için süt platformu”,  Bursa ilinde sütün beslenmedeki önemini vurgulayarak özellikle çocuklarda düzenli tüketilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Her  hakkı saklıdır.  Mustafa Tayar  2005